Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Şubat 26, 2013

Horkheimer ve Frankfurt Okulu - Orhan Koçak'dan


HORKHEİMER VE FRANKFURT OKULU

 

 

 

 

 
 

"Felsefe, bir zamanlar işlevini yitirmiş, gününü doldurmuş olduğu düşünülen felsefe bugün hâlâ yaşamaktadır, çünkü onu gerçekleştirme fırsatı harcanmıştır. Felsefenin dünyayı yalnız yorumlamakla yetindiği ve gerçeklik karşısında boyun eğerek kendi kendini sakatladığı yargısı, bugün, dünyayı dönüştürme çabasının yenik düştüğü bir dönemde, ancak aklın yeni bir teslimiyetçiliği anlamına gelir"[1]. Max Horkheimer'in çalışma arkadaşı ve Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü'nün ikinci yöneticisi T.W.Adorno'nun 1966'da yayımlanan Negatif Diyalektik'i bu sözlerle başlar. Adorno, burada, 1830'ların Sol Hegelcileri'nin "felsefeyi gerçekleştirme" çağrılarına ve Marx'ın Feuerbach üzerine 11. tezine kederli bir gönderme yaparken, Frankfurt Okulu'nun kendi yazgısını da özetler gibidir; dünyayı değiştirme çabaları yenik düştü, şimdi bir kez daha anlamak gerekiyor onu.

Pazartesi, Şubat 18, 2013

Frankfurt Okulu - Callinicos'dan

1923 yılında Okukun kuruluşuna yol açan "Çalışma Haftası"na katılan grup:  Friedrich Pollock, Georg Lukacs, Felix Weil, Karl Wittfogel, Rose Wittfogel, Christiane Sorge, Karl Korsch

Umutsuz eleştiri: Frankfurt Okulu


 



Parsonscu sosyoloji 1950'li ve 1960'lı yıllarda büyük bir uluslararası etki yarattı. Alvin Gouldner altmışların sonunda şöyle yazar: "Parsons, herhangi bir ulusun bir akademik sosyologundan daha çok dünya şahsiyetidir."59 Statüsü hiç kuşkusuz bir bakıma ABD'nin uluslararası devlet sisteminde öncü güç olarak yeni elde ettiği konumunun bir sonucuydu. Ayrıca, yüzyılın ortalarından itibaren, geniş ve zengin Amerikan üniversite sistemi Batı entelektüel yaşamı üzerinde artan bir çekim gücü yaratmaya başladı (yine de paradoksal olarak bu çoğunlukla ithal edilen kuramların geliştirilmesi biçimini aldı). Her durumda Parsons'un modernliğin yörüngesine ilişkin temel olarak iyimser görüşü, beklenmedik bir zenginlik ve istikrar yaşayan toplumların gerçek deneyimlerinden destek bekleyebilirdi.

Cuma, Şubat 15, 2013

Frankfurt Okulu Binası


Ön Cephe
The Frankfurt School is so-named, unsurprisingly, as it was based at the University of Frankfurt. Members of the Frankfurt School were not part of an official organisation as such, but were all based at, or had affiliation with, the Institute for Social Research at the university. The institute was founded in 1923 and the most notable work of the school was completed over the next couple of decades. Many of the Frankfurt School theorists were Jewish and although the rise of the Nazi Party in Germany did not directly affect their theories it did cast a shadow over the institute. As a result the members considered moving out of the country.





Ön cephe
 
 
Okulun 2000'lerdeki görünümü
 
 
Okulun 2000'lerdeki görünümü
 

Cumartesi, Kasım 12, 2011

Theodor ADORNO - Minima Moralia (78-99)

Flamanca (Hollanda) baskı kapağı
78
Tepelerin üzerinde. — Kedere kusursuz ifadesini kazandıran masal Pamuk Prenses'tir. Pencerenin ardından yağan kara bakan kraliçe, katışıksız imgesidir bu ruh halinin: Kar tanelerinin cansızca yaşayan güzelliğine dalmış, pencere pervazının yas siyahına ve içinde kanayan yaraya rağmen bir kız çocuk istemektedir Doğum sırasında ölecektir. Mutlu son hiç azaltmaz bu keder duygusunu. Dileğinin bağışlanması ona ölüm getirdiği ölçüde kurtarılma da bir serap olarak kalır. Çünkü cam tabutta uyur gibi yatanın uyandığına inanamaz daha derin algı. Yolculuğun sarsıntısıyla boğazından fırlayan zehirli elma dilimi, bir cinayet aracı olmaktan çok, yaşanmayıp sürgüne gönderilmiş yaşamının geri kalan kısmı değil midir? Ve ancak şimdi, sahte müjdecilere inanması artık imkansızlaştığında uyanmıyor mudur bu yaşanmamış yaşamdan? Nasıl da yetersiz çıkar mutluluğun sesi: "Pamuk Prenses ondan hoşlandı ve onunla birlikte gitti." Kötü kalplilik karşısındaki kötü kalpli zafer yüzünden nasıl da geçersiz kılınır! İşte, kurtarılmayı beklerken bize de bir ses umudun boş olduğunu söyler; ama sadece bu güçsüz umuttur tek bir soluk bile almamızı sağlayan. Derin düşüncenin yapabileceğinin en çoğu, kederin ikizanlamlılığını hep yeni şekillenmeleri içinde izlemektir. Hakikat, gerçekdışının şekillerinin günün birinde bize gerçek kurtuluşu bağışlayacağını söyleyen o yanılsamadan ayrılamaz.

Theodor ADORNO - Minima Moralia (73-77)

Lehçe baskı kapağı

73
Sapma. — İşçi hareketinin yozlaşması, mensuplarının resmi iyimserliğiyle de kanıtlanıyor. Kapitalist dünya pekiştikçe daha da artar görünen bir iyimserlik bu. Hareketin kuruculan hiçbir zaman başarıyı çantada keklik saymamış ve bu yüzden de işçi örgütlerine hep karamsar sözler söylemişlerdi. Oysa bugün, düşmanın o dönemle kıyaslanmayacak kadar güçlü olduğu ve kitlelerin bilinci üzerinde çok daha sıkı bir denetim kurduğu bir ortamda, bu bilince onay vermeyi reddetmekle onu radikal bir dönüşe uğratmaya yönelen her çaba gericilik sayılıyor. Kapitalizmin eleştirisini proletaryanın eleştirisiyle birleştiren herkese kuşkuyla bakılıyor - hem de proletaryanın sadece kapitalist gelişme eğilimlerinin bir yansımasına dönüşmesinin gittikçe hız kazandığı birdönemde. Düşüncenin negatiföğesi sınıf hudutlarını aştığı anda kaşlar çatılmakta. Kayzer Wilhelm'in "Yeremya'ları1 hoşgörmem" şiarı, ezmek istediklerinin saflarına da sızmıştır. Örneğin Alman işçilerinin herhangi bir kendiliğinden direniş göstermediklerini belirtmeye yeltenen kişiler, o günlerde yaşamın böyle yargılara fırsat vermeyecek kadar oynak ve akışkan olduğu yanıtıyla karşılaşıyordu; o sırada tam orada, hava savaşının zavallı Alman kurbanları -kendilerine yönelmediği sürece bombardımanlara pek ses çıkarmayan kurbanlardı bunlar- arasında yer almayan kişinin ağzını açmaya hakkı yoktu ve zaten Romanya ve Yugoslavya'da tarım reformları başlamak üzereydi. Ama toplumsal kıyametten kaçınılabileceği beklentisinin rasyonelliği ne kadar azalırsa, onlar da eski duaları o kadar ciddiyetle yineliyorlar: Kitleler, dayanışma, Parti, sınıf mücadelesi. Siyasal iktisadın eleştirisindeki tek bir düşünceye bile sol platform içinde artık güçlü bir inanç duyulmadığı halde; gazeteleri her türlü revizyonizmi geride bırakan ama hiçbir şey de ifade etmeyen ve ertesi gün keyfi olarak değiştirilebilen tezlerle dolup taştığı halde, teoriyi berhava etmiş sloganlara karşı en ufak bir saygısızlık sözkonusu olduğunda, Parti Çizgisinin sadık bekçilerinin kulaklan hemen bir müzisyen duyarlılığı kazanıvermektedir. Bu avanti popolo [haydi halkım, ileri!] iyimserliği, uluslararası yurtseverlikte çok uygun bir yol arkadaşı da bulmuştur kendine. Sadık taraftar, hangisine olursa olsun mutlaka bir halka mensup olmalıdır. Ama insanlar arasında sözümona bir kader ortaklığını eylemin otorite kaynağı olarak alan bu dogmatik "halk" kavramında, doğanın zorundan kurtulmuş bir toplum düşüncesi de örtük olarak yadsınıyordur.

Cuma, Ağustos 27, 2010

Theodor Adorno ve Heinrich Boll

 Theodor Adorno ve Heinrich Böll, (Böll'ün Goethe Üniversitesinde verdiği "Şiir Sanatı Dersleri" vesilesiyle)  Goethe Universitesi, Frankfurt, Mayıs 1964.

Theodor Adorno, Jürgen Habermas ve Herbert Marcuse Eleştirel Teori okulunun önde gelen temsilcileriydiler. Aynı zamanda parlamento dışı muhalif hareketin düşünsel kurucularıydılar.  Bununla beraber, eylem yanlısı öğrenciler için Eleştirel Teori ve ılımlı eylem arasındaki uyumsuzluk özellikle 2 Haziran 1967'de protestocu öğrenci Benno Ohnesorg'un ölümünden sonra sıkıntılı bir hal aldı. 31 Ocak 1969'da Adorno'nun doktora öğrencilerinden biri olan Hans-Jürgen Krahl öncülüğünde 75 öğrenci Sosyal Araştırmalar Enstitüsüne girmeye çalıştılar. Profesör Adorno ve Ludwig von Friedeburg polis çağırmak zorunda kaldı. Öğrenci hareketinin gözünde Eleştirel Teorinin temsilcileri eylemleriyle kendilerini gözden düşürmüş oldular. Adorno'nun derslerinde öğrenciler "Adorno bir kurum olarak ölüdür" yazan el ilanları dağıttılar.
 
Fotoğrafta Adorno ile birlikte görülen yazar Heinrich Böll (1917-1985) Frankfurt Üniversitesinde 1964 bahar döneminde verilen  "Şiir Sanatı Dersleri" serisinde konuk öğretim üyesiydi. Böll savaş sonrası dönemin en önemli yazarlarından biriydi ve eserleri Alman okullarında zorunlu okunan eserler arasına girmişti. Alman Katolik düşüncesine oldukça eleştirel yaklaşan Böll aynı zamanda Nasyonal Sosyalizm'in mirası ve Almanların geçmişleriyle hesaplaşmaları konularına çok duyarlıydı.  Uygar toplumun yıkılması ise diğer bir önemli endişesiydi.  1972'de Böll'e Nobel Edebiyat Ödülü verildi. 1980'lerde barış hareketini aktif olarak desteklemeye başladı.

Perşembe, Ağustos 19, 2010

Adorno Anıtı, Frankfurt



Adorno anıtı
Yer: Theodor W. Adorno-Platz FRANKFURT
Bölge: Bockenheim
Sanatçı: Zakharov, Vadim
Teknik: Siyah granit, beyaz mermer, ahşap, cam
Tarih: 2003
Yapılış Nedeni: Theodor W. Adorno'nun 100. doğum yılı nedeniyle 10 Ekim 2003 tarihinde Theodor W. Adorno-Platz'da açılışı yapıldı.

Rus sanatçı Vadim Zakharov'un tasarımı diğer altı başvuruyu geride bırakarak yarışmayı kazandı. Zakharov eserini Adorno'nun çalışma masasının maddi yeniden yaratımı olarak tasarlayarak mekana özgü bir anlatım uyguladı. 2,50 x 2,50 metre boyutlarında koruyucu bir cam küp içinde parke zemin üzerinde bir masa ve bir sandalye yerleştirilmiştir. Masanın üstünde akşamları açılan bir lamba,  sürekli çalışan bir metronom ve Negatif Diyalektik'in açık bir kopyası bulunmaktadır. Metronom Adorno'nun besteci ve müzikolog olarak ürettiği eserlerine işaret etmektedir.  Koruyucu cam küp üzerine Adorno'dan yapılan alıntılar işlenmiş siyah ve beyaz granit döşemeler ile çevrelenmiştir.

Anıt Adorno Meydanı'nda bulunmaktadır:




Cuma, Mayıs 07, 2010

Adorno ve Horkheimer

Max Horkheimer ve Theodor Adorno. (Fotoğraf: Jeremy Shapiro, Heidelberg, 1965)

"Batı Kıyısına yaptığı bir inceleme gezisinin ardından Horkheimer şöyle yazar: "Bütün yolculuk boyunca hep gözlerimin önüne geldi durdu: Para en iyi koruyucudur, para en iyi koruyucudur, para en ..."' Bu takıntı, onun mali patronluğuna dayanan ve sunduğu eşsiz entelektüel ortamdan yararlanmak isteyen sürgündekilerden oluşan Enstitü'nün öteki üyelerini sürekli olarak yönlendirmesine yol açtı. Kimilerine düşük maaşlar veriliyordu ya da atılmışlardı; ötekilerse böl-ve-yönet stratejisinin kurbanlarıydılar. Horkheimer örneğin sürekli olarak Adorno ve Marcuse'u birbirine karşı oynadı ve uzun süren düşmanlıklar yaratılmasını sağladı. Bu patolojik ürkeklik onu yaratan şeyden daha uzun sürdü: Horkheimer, 1950'li yılların sonlarında Frankfurt Üniversitesi'nin önde gelenlerinden biri olarak muhafazakâr Batı Almanya'ya tamamen yerleştiğinde Adorno'nun (çok daha zeki olmasına rağmen hep Horkheimer'ın düşüncelerine razı oldu) Jürgen Habermas'ın The Structural Transformation of the Public Sphere'e [Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü] dönüşecek olan araştırmasının danışmanlığını yapmasını engelledi, çünkü Habermas'ın fazla sol-kanatta olduğunu düşünüyordu." Callininos'dan

Theodor ADORNO - Minima Moralia (72)


Fransızca baskı kapağı, Kanada




72
İkinci hasat.
— Yetenek belki de yüceltilmiş öfkeden başka bir şey değildir: İnatçı nesneleri yok etmek amacıyla vaktiyle uç noktaya götürülmüş enerjileri sonradan sabırlı gözlemin yoğunlaşmasına dönüştürme ve böylece şeylerin gizini ortaya çıkarana kadar uğraşma kapasitesi - oyuncak bebeğin son "ınga" sesini duyana kadar onu kırıp döken bir çocuk gibi tıpkı. Pratik nesnelerle ilişkisini kesmiş ve düşüncelere dalmış bir adamın yüzüne bakıp da bir saldırganlığın -başka zaman eyleme dökülecek bir saldırganlık- izini görmemiş olabilirmiyiz hiç? Yaratışın coşkusu içinde kendinden geçmiş sanatçı, "öfkeden gözü dönmüş gibi çalışmak" sözünde de ifade bulan bir hunharlığa hedef olduğunu hissetmiyor mudur? Üstelik kişinin kendini hem kısıtlılıktan hem de kısıtlanmışlığın sonucu olan öfkeden kurtarması için tam da böyle bir öfkeye ihtiyacı yok mudur? Sanatın uzlaşmacılığı, sadece yıkıcılığından alınmış bir ödün olamaz mı?

Bugünlerde çoğu kişi dikenlerle vuruyor.

Bazı nesneler, jestleri ve dolayısıyla davranış tarzlarını kendi yapılarında taşırlar. Terlik, elin hiç yardımı olmadan giyilmek üzere tasarlanmıştır. Eğilmeye karşı duyulan nefretin anıtıdır.

Theodor ADORNO - Minima Moralia (51-71)



İKİNCİ BÖLÜM

1945 •
Herşeyin kötü olduğu yerde en kötüyü bilmek iyi olmalı. F. H. Bradley
51
Aynanın arkasına.
— Yazarlar için bir ilk uyarı: Her metinde, her parçada, her paragrafta, ana motifin açıkça ortaya çıkıp çıkmadığına bakılmalı. Birşey anlatmak isteyen kişi anlatmak istediği şeye kapılıp gider ve üzerinde düşünmez olur. Niyetine fazlaca yakın durduğu, "düşüncelere dalmış" olduğu için, söylemek istediği şeyi unutmuştur.

Hiçbir düzeltme, denenmeye değmeyecek kadar küçük veya önemsiz değildir. Yapılacak yüz değişikliğin her biri, kendi başına, aşırı titizlenme ve kılı kırk yarma çabası gibi görünebilir; topluca, metni bambaşka bir düzeye çıkarmaları mümkündür.

Perşembe, Mayıs 06, 2010

Theodor ADORNO - Minima Moralia (45-50)


Danca baskı kapağı

45
"Nasıl da hastalıklı görünüyor büyüyen her şey"—
Diyalektik düşüncenin şeyleşme eleştirisinin bir başka boyutu daha var: Bireysel olguları kendi yalıtılmışlıkları ve ayrılıkları içinde olumlamayı reddeder: Yalıtılmanın kendisini de evrenselin bir ürünü olarak görüyordur. Böylece hem manik sabitleşmeye karşı, hem de mutlak yargılarının bedelini konusunun özgül deneyimini yitirmekle ödeyen paranoid zihnin boş bir kabuk gibi dirençsizce sürüklenişine karşı bir panzehir olur. Diyalektiğin İngiliz Hegelcilerinin elinde ve daha çok da Dewey'nin gayretkeş pragmatizminde dönüştüğü şeye indirgenemeyeceği anlamına da gelir bu: Bir ölçü ve oran duygusu değildir diyalektik, her şeyin perspektif içine yerleşmesini sağlayan inatçı ve kunt bir sağduyu felsefesi değildir. Gerçi Hegel'in de Goethe'yle konuşmalarında, kendi düçımcesini üstadın Platoniznnine karçı savunurken ("[diyalektik] temelde her insanın doğasında bulunan bir muhalefet yeteneğinin, doğruyu yanlıştan ayırmamızı sağlayan bir yeteneğin düzenlenmesinden ve yöntemli bir biçimde geliştirilmesinden başka bir şey değildir") böyle bir görüşe yaklaştığı sanılabilir. Ama kendi kendini çelen bir hınzırlık da sezilir önerdiği formülün örtülü anlamında, çünkü "herkesin doğasında bulunan" şeylerden biri tam da sağduyunun reddidir; insanın en derin özelliklerinden biridir sağduyulu davranmaktan kaçınmak, hatta ona muhalefet etmek.